Mario Levi: Ödül artık benim için bir kitabı yazabilmek

Mario Levi, 13 Mart Çarşamba akşamı İFSAK‘ta düzenlenen “Çekmecelerdeki Atılamayan Fotoğraflar” temalı edebiyat söyleşisinin konuğuydu. Levi, yeni romanı Bir Cuma Rüzgârı Kadıköy hakkında bilgiler verirken yazarlığı, yazma süreci ve fotoğrafla olan ilişkisine dair önemli ayrıntılar da paylaştı. 7 ciltlik roman serisinin ilki olan Bir Cuma Rüzgârı Kadıköy’ün devamında gelecek üç romanın hazır olduğu müjdesini veren usta yazar, yeni romanındaki fotoğrafları rastgele çektiğini, fotoğrafların romandaki mekanlarla ilgili olduğunu ancak kurguyla ve olay örgüsüyle bağlantılı olarak çekilmediğini belirtti.

Orhan Pamuk’tan daha iyi fotoğraflar çekiyorum

“Bana göre fotoğraflarda mutlaka insan olmalı. İnsanın olmadığı fotoğraf, Google görselleri gibi geliyor bana. Bir fotoğraf sanatçısı olarak değil, bir edebiyatçı gözüyle fotoğraf çekiyorum.

Çektiğim fotoğraflar, Orhan Pamuk’un çektiği fotoğraflardan daha iyi çünkü ben sahici bir yazar olarak sokaktayım, evimin balkonundan çekmiyorum.”

Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy’ün roman olduğuna beni edötürüm ikna etti

Kendisine göre Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy’ün birbirine eklemlenen hikâyelerden oluştuğu için bir hikâye kitabı olduğunu ancak editörle yaptıkları uzun tartışmaların sonunda editörün kendisini eserin bir roman olduğuna ikna ettiğini anlatan (video) Mario Levi, Bir Cuma Rüzgarı Kadıköy’ün devamında gelecek yeni kitaplarla ilgili şu müjdeyi verdi:

“Bir Cuma Rüzgârı Kadıköy, 7 serilik bir eserin ilk cildi. Her biri, İstanbul’un 7 semtinden birinde geçecek. Şu anda ilk dört kitabı yazdım, beşinciyi henüz yazmadım. İlkinin Kadıköy’de geçmesi tamamen tesadüf. İkinci kitap Şişli, üçüncü kitap Eminönü, dördüncü kitap Beyoğlu, beşinci kitap Adalar, altıncı kitapsa Eyüp, Ayvansaray, Balat, Hasköy’ü içine alan Suriçi’nde geçecek. Suriçi’ni tanımadan İstanbul’u tanıyamazsın. Yedinci kitapsa ağırlıklı olarak Anadolu yakasının Boğaz tarafı Üsküdar, Kanlıca hattını kapsayacak. Yedinci kitabın geçeceği yeri biraz açıkta bırakıyorum.”

Kendimi, yazabildiğim için çok talihli görürüm

Levi, son kitabını 5-6 aylık bir sürede yazdığını ifadesi üzerine bu süreyi kısa bulduğunu belirten dinleyiciye;

“Bir Cuma Rüzgârı Kadıköy ve Şişli kitaplarını 5-6 ay gibi kısa bir zamanda yazdım. Bu kadar kısa sürede yazmamın sebebi o dönem yaşadığım ağır hastalıktan dolayı evden çıkamayıp günde 8-9 saatimi yazmaya ayırmamdır. Ama İstanbul Bir Masaldı’yı 6,5 yılda yazdım.” cevabını veren Levi, ilk hikâyelerinin yayımlanmamasından dolayı hevesinin kırılarak yazmayı bırakmayı düşünüp düşünmediği sorusuna da “Kendimi, yazabildiğim için çok talihli bir insan olarak gördüm. İlk hikâyelerim yayımlanmadığında üzülmedim; şevkim, cesaretim hiçbir zaman kırılmadı. “Ben yazmaya devam edeceğim.” dedim. Yazmayı çok sevdim, Hiç yayımlanmasa bile yazmaya hep devam edeceğim dedim, elbet bir gün birileri görecekti. Başlangıçta kitapları birçok yayınevi tarafından reddedilmiş çok insan var.” şeklinde cevapladı.

Asıl ödülüm, yazabiliyor olmak

“Yazmaya ilk başladığımda bazı edebiyat ödüllerini almayı elbette hayal ediyordum. Çoğunu da aldım ama artık ödül benim için bir kitabı ‘yayımlanmasa bile’ yazabilmek.” diyen Levi, aldığı ödüller arasında en çok hangisini değerli bulduğu ve yazdığı kitaplardan en çok hangisini ayrı tuttuğu sorusuna da şu cevapları verdi:

“Benim için en değerli, tartışmasız edebiyat ödülü Haldun Taner Öykü Ödülüdür. Çünkü Haldun Taner, üniversitede benim hocamdı, onun adına konmuş bir ödüldü. Haldun Taner’in bugünleri görmesini çok isterdim. Ama ne yazık ki benim bu ödülü almam için onun ölmesi gerekiyordu maalesef.

Genelde yazarlar, hep şunu söylerler: En son kitabım, en iyi kitabımdır. En iyi kitabım o (Bir Cuma Rüzgârı Kadıköy). Tabii ki özellikle bağ kurduğum kitaplarım var. Bunlardan biri de Yanlış Tercihler Mahallesi’dir, çok severek yazdım. Yine çok severek yazdığım hem çok eğlenerek hem çok gülerek hem de çok gözyaşı dökerek yazdığım bir kitabım vardır; o da Karanlık Çökerken Neredeydiniz’dir. O iki kitap benim için çok özel bir yerdedir.”

Öyküyü çok severim

“Artık günümüzde roman, öykü gibi türler arasında kesin sınırlar çizilemeyeceğine inanıyorum. Sayfa sayıları, uzunluk vs bunu belirleyemez. Türler arasında ne kadar yakınlık olursa o kadar iyi.

Türkiye’de öykü kitaplarının satılmamasını anlamakta güçlük çekiyorum. Aslında öykü, romana göre çağa uymaya daha yatkın. Türk öykücülüğü, Türk romanına göre çok daha ileridir. Öykünün az satılması, belki okurun talebinin azlığından kaynaklanıyordur. Öyküyü çok severim.” diyen Mario Levi, nasıl yazdığını da şu sözlerle anlattı:

Edebiyat, benim için bir mirastır

“Yazılarımı bilgisayarda değil kalemle yazarım. Çok demode bir yazarım. Esaslı bir dolmakalem koleksiyonum var. Hepsini defterlere dolmakalemle yazarım. Bitince bilgisayara geçiririm. Yazıyı hissetmek benim için kalem’dir. Kalemle kâğıdın ilişkisini yaşamak lazım.

Edebiyat, benim gözümde bir miras. Ben birilerinden miras aldım ve bu mirası birilerine aktarabilmeliyim. Bu aktarım sadece yazmakla yapılmaz.

Bir romanı yazmadan önce ne yazacağımı bilerek yola çıkarım. Yazacağım bütün hikâye aklımdadır. Bir plana sonuna kadar bağlı kalarak yazmıyorum, yazarken kendimi sürprizlere açık bırakırım. Karşıma sürprizler çıkınca çok seviniyorum.”

Romancının sadece edebiyat veya tarihten beslenmemesi; gastronomi, moda, kumaş bilgisine de sahip olması gerektiğini dile getiren usta kalem, romancının en büyük kaynağının hayatın kendisini görerek, yaşayarak öğrenmek olduğunu belirtti. Levi, evdeki eşyalar hakkında bilgi sahibi olmayı çok önemsediğini ve son dönemde giysiler üzerine çok çalıştığını söyledi.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.