Ahmet Ümit: Hayatın sıkıcılığından kaçmak için roman yazıyorum

Ahmet Ümit, Şişli Belediyesi tarafından düzenlenen Edebiyat Söyleşileri kapsamında 11 Nisan 2018 Çarşamba günü Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evinde Empatinin Güzellik Olarak Yansıması: Edebiyat konulu söyleşiye katıldı.  Yeni romanı Kırlangıç Çığlığı’na dair önemli bilgiler veren Ümit, hazırlık aşamasında olan biri masal diğeri roman olmak üzere iki eserinin de ipuçlarını paylaştı. 

“Üçüncü bir masal yazıyorum, çok güzel bir masal çocuklar için. Sonbaharda yayımlayacağız. Bir süredir uğraştığım romanım için de Bergama’ya ve  Berlin’deki Bergama Müzesine gidip geliyorum. Efes gibi Hellenistik dönemdeki Antik Yunan şehirlerini yazmak istiyorum. Bunlar nasıl başladı, bu sefer de bu olsun istiyorum. Roman, günümüzde Berlin’de başlıyor. Berlin’de Spree nehri var. Spree nehrinde Bergama müzesinin köprüsünün ayağının dibinde bir ceset bulunur, bir Türk. Oradan başlayıp iki bin yıl önceye, Bergama kentine gideceğiz.”

Son romanı Kırlangıç Çığlığı’nda ele alınan konuların can acıtan sert gerçekler olduğuna dair okurlardan gelen geri bildirimlere karşılık Ahmet Ümit, şu açıklamayı yaptı:

Kırlangıç Çığlığı romanı daha sert olmalıydı

“Son romanım Kırlangıç Çığlığı’nda yazdıklarım yaşananların binde biri, çok daha fazlası var. Sert bir kitap oldu, daha da sert olması gerekirdi.

Çocuk tacizine çözüm bulmak için bu romanı yazmadım. Ben bir yazarım, pedagog değilim, çözüm bulamam. Beni ilgilendiren, bu somut olayın arkasındaki sebep. Bir yetişkin, bu iğrenç eylemi niçin yapar? İnsan soysuzlaşıyor, bozuluyor. Bir yazar olarak beni ilgilendiren insan ruhunun neden bozulduğu. Çocuk tacizini, onun acısını anlatıyorum ve bunu okuduğunuz zaman bunun üzerine düşünüyorsunuz, böylece bir duyarlılık oluşuyor. Ama bu bir yan etki. Benim istediğim etki bu değil. bu etki olursa gazeteci etkisi yapmış olurum, bir yazar etkisi olmaz. Ama şu etki olursa bu çok önemli: Hakikaten kendi içinizde, ruhunuzda bu acıyı hissederseniz ve siz böyle bir eylemde bulunmamanıza rağmen, insan olduğunuz ve bunu bir insan yaptığı için utanırsanız işte o zaman bu romanın başarılı olduğunu düşünürüm.”

Başkomser Nevzat’tan sıkılınca ara veriyorum

Ümit, artık kendisiyle özdeşleştirilen hatta sosyal ağ hesaplarını bile o isimle açtığı roman kahramanı Başkomser Nevzat’la ilgili önemli ayrıntılar da paylaştı:

“Başkomser Nevzat, dört romanda yer alıyor: Kavim, İstanbul Hatırası, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi, Kırlangıç Çığlığı. Başkomser Nevzat, işimi çok kolaylaştıran bir karakter. Sayesinde olaya odaklanabiliyorum. Ama onun yer aldığı romanları peş peşe yazmıyorum çünkü o karakterden sıkılıyorum. Ara veriyorum ve Başkomser Nevzat karakterinin olmadığı birkaç eser yazıyorum, sonra tekrar Nevzat’a dönüyorum. Başkomser Nevzat karakteri, biraz da benim.

Karakterleri dondurmak lazım. Öyle bir yaşlanma sürecini sevmiyorum. Orada bir zaman meselesi yok. Başkomser Nevzat’ın evlenip evlenmeyeceğini merak ediyorlar. Hiçbir zaman evlenmeyecek.”

Biz yazarız, politikacı değil

Ahmet Ümit, söyleşi sırasında romanları, romancılığı ve edebiyata bakış açısıyla ilgili de şu önemli bilgileri verdi:

“Romanlarım genellikle iki damardan ilerliyor. Bir grup, tezli romanlar; önemli bir meseleyi ele alıyor. Diğer grup romanlarımsa günümüzden yola çıkarak yaşananları anlatan romanlar.

Roman yazmak, bir örümceğin ağ örmesine benziyor.

Romanı, hayatın sıkıcılığından kaçış için yazıyorum.

Edebiyatın bir amacı varsa insan denen mahluka gerçek ruhunu göstermesidir.  Edebiyatçının görevi de insanı doğru tanımlamak. Edebiyatçının, insan gerçeğini iyi kavraması gerekir.

Biz yazarlar, politikacı değiliz. Ben bütün kesimlere seslenirim. “Ey okur, vicdanlı ve merhametli olalım. Başkalarının acılarını hissedelim ve bunu düzeltmeye çalışalım.” derim. Benim malzemem, enstrümanım Türkçe, dil.

Edebiyat etkinlikleri, bir sanat etkinliğinden çıkıp bir umuda dönüşüyor ama politik bir umut değil. Her görüşten ve milliyetten insan beni okuyor. Bu, insanı yakalamakla ilgili çünkü ben insanı anlatıyorum. Bir politik duruşum elbette var ama o politik duruşumdan önce ben insanım. Ve o politik duruşum beni ötekini dışlamaya, küçük görmeye iterse o politik görüşü dışlarım. Adı ne olursa olsun insana, doğaya değer vermeyen hiçbir politik görüşün yaşamaya hakkı yoktur.

Yazarlar size bir seçme şansınız olduğunu gösterir. Bunu görmeniz için de öncesinde size hakikati gösterir. O hakikatse serttir.

Bütün bu yazma çabası, insanı güçlendirmek için. Çünkü insanı, yine insan kurtaracak.

Psikoloji, psikanaliz gibi insan ruhuna dair bir bilim yokken edebiyat vardı. Freud yokken Dostoyevski vardı.

Ben nasıl bir insanım? Bu soru, bir edebiyat eserini bitirdiğinizde kulaklarınızda çınlıyorsa o zaman o eser iyi bir eserdir.”

Empati yaptırmak, edebiyatın en önemli işlevi

Söyleşiye adını veren “Empatinin güzellik olarak yansıması: Edebiyat” konusunda Ümit, edebiyatın empati yaptırma işlevinin çok değerli olduğunu şu sözlerle ifade etti:

“Öteki canlılardan farklı olarak empati duygusu, sadece insanlarda var. Başkasının acısını, kederini, mutsuzluğunu hissetmek çok önemli bir şey ve bu, hem insanlığı hem dünyayı kurtaracak olan şey. Başkası derken sadece insanlar değil, bütün canlıları kast ediyorum. İnsan formunda doğmuş olmak bizi insan yapmıyor. Bunu en iyi yapansa edebiyat. Edebiyatın en önemli işlevi empati yapmak, insanı geliştirmektir. Edebiyat, insana tutulan bir ayna. Bize eksikliklerimizi gösterir.”

Birkaç yüz yıl ömrüm olsa her şehre roman yazsam

“Yazdığım ne varsa benden önceki yazarlara borçluyum.” diyen Ümit, beslendiği yazarları ve kitapları “Nazım Hikmet, Yusuf Atılgan, William Shakespeare, Dostoyevski ve kutsal kitaplar” olarak sıraladı. “İmza günlerinde okurların bir kitap imzalatabilmek için saatlerce sırada beklemesinin tek bir açıklaması var: İnsanlaşma süreci.” diyen Ümit, okurlarının kendisini beş saat imza kuyruğunda bekleyerek ona hak ettiğinden fazla teveccüh gösterdiklerini dile getirdi.

Hangi şehre ziyarete gitse o şehirde geçen bir roman ne zaman yazacağına dair çok soruyla karşılaştığını anlatan Ahmet Ümit “Keşke birkaç yüz yıl daha ömrüm olsa da bütün şehirlerde geçen romanlar yazabilsem.” diyerek bir romanın görevlerinden birinin şehirleri anlatmak, bir yazarın görevinin o şehirlerin değerlerini anlatarak kayda almak olduğunun altını çizdi; “Romanlardan önce şehirler yoktu.” dedi.

70 yaşında şiire döneceğim

Önce hikayeyi mi yoksa karakterleri mi belirlediği yönündeki soruya “Benim eserlerimde hikâye, karakterlerini kendi oluşturur. Önce temel karakterler ortaya çıkar. Ama bir gün beni çok etkileyen bir karakterle karşılaşırsam belki o karakterin hikâyesini yazabilirim.” şeklinde cevap veren Ahmet Ümit, tekrar ne zaman şiire döneceği yönündeki soruya da “70 yaşında tekrar şiir yazmak isterim. Şu an şiirlerimi biriktiriyorum.” cevabını verdi.

Söyleşinin sonunda Ümit’in okurlarından bir de ricası oldu:

“Toplumumuzda yabancı yazarlar iyidir diye bir yargı var. Hayır! Türk yazarlar iyidir. Lütfen yazarlara onları sağcı solcu diye ayırmadan iyi bir yazar diye bakın.”

Bir Cevap Yazın